5 Temmuz 2008

“Ben”
Hayatta tek başınadır.
ve
“Biz”
Olmak zordur.
Çizimlerini ben yaptım, teknik destek sevgilime ait.
Tasarımını birlikte yaptık ve Crebro’yu yeniledik.
Birlikte çalışırken çok eğlendik ama ara sıra biri beğenmedi diğerinin yaptıklarını, sinirlendik.
Birbirimizi takdir ettik, sonra deli ettik.
Bolca güldük ve küstük.
Sonunda Crebro istediğimiz şekline girdi.
Pişman değiliz yine yaparız.
2 Temmuz 2008
Bilgisayarınızın ayarlarıyla oynamayın! :)
Çünkü Crebro yenileniyor ve hala çalışmalar sürüyor…
29 Haziran 2008

Bugün çok büyük bir heyecan yaşadım. Arel bana anne dedi! Hem de üç defa!
İlk önce boynuma sarılıp dedi, ben her zaman çıkardığı seslerin arasından anne dediğini duyar gibi oldum ama pek heveslenmedim. Babasıda aa anne dedi duydun mu dedi, sonra Arel tekrar boynuma sarılıp anne deyince çok heyecanlandım. Hiç beklemiyordum sürpriz oldu. Akşam üzeri parkta babasıyla oynarken yorulup acıkınca anne deyip eve doğru yürümeye başlamış :)
————————————
Geçen gün oturduğumuz siteden arkadaşlarımızla bebeklerimizi alıp çilek toplamaya gittik. Giderken Arel’in çilek toplamak için küçük olduğunu düşünüyordum. Neyse en azından çileğin nerede yetiştiğini görmüş olur diye düşünüyorduk.
Yanılmışız!

Bizim çilek zararlısı bebeğimiz çileği dalında görür görmez tanıdı. Hemen tarlaya girip birer ikişer kopartıp yemeye başladı.
Biz o sırada dur yıkayalım diye çırpınıyorduk ama nafile.Yetiştirdikleri yerde toprağın üzerini küçük tahta parçalarıyla kapattıkları için çilekler çamurlu olmasa da kumluydu.
Baktım herkesin çocuğu böyle yiyor, bir biz kaygılanıyoruz aman dedim tadını çıkar çileklerin.
Abartmıyorum en az ama en az yarım kilo yemiştir. Yedi yedi yedi.
O yedikçe ben ooofff bütün sindirim sistemi bozulacak diye sıkıldım ama karışmadım.
Arel’in sindirim sistemi bozulmadı ve çok mutlu bir gün geçirdi. Fotoğraf çekilirken bile durmadı. Dalından yeni koparılmış çilekler de çok güzel kokuyorlardı.

26 Haziran 2008

Biz bilim ve teknolojinin hızına hayranız.
Bir kere bilim ve teknoloji kelimelerinin saygı ve güven uyandıran anlamları, insanlık zekasının bizim de dahil olmaktan hoşlandığımız “zeki olmak” kısmını destekliyor.
Ama
İnsalar en büyük ve en önemli teknolojik buluşları savaş zamanları yapıyor.
İlerleme çok büyük, askerlerin üstün silahları var, daha etkili öldürebilmek için ve askerlerin savaş sonrası depresyonlarının çözümü olarak prozac var. Yok öyle savaştan döndüm depresifim durumları. Hatta artık herşeyin bir çözümü var. Bunlara çözüm denirse.
Savaş teknolojileri geliştirilirken birden gündelik hayatımıza da katkıları bulunacak eşyalar, ilaçlar vb… şeyler ediniveriyoruz.
Devletler ve ordular inanılmaz paralar akıtıyorlar bu araştırmalara.
Ve tabi savaşlara.
Ama
İnsanlık ilerlemiyor.
Sanat, felsefe, edebiyatla savaş yapılamayacağı için bu konulara para yatırılmıyor.
Sadece gelişmiş ülkelerde başarılı sanatçılara iyi burslar veriliyor.
Prestij için.
Yine de şavaşa akıtılan paraların yanında çok komik oluyor bu miktarlar.
İnsanlık gelişmezken,
Her zaman hazır cevapları vardır savaşların.
Din nedeniyle denir, çıkarlar nedenile denir, denir denir…
“Az zekalıyız, bazı değerlerin önemini anlayamadığımız için insanlık yönümüz geri kaldı.”
Hazır cevaplara kısa cevaptır.
24 Haziran 2008

Merdivenleri tırmanıyorum.
Bebeklerle ilgili az çok bilgisi olan herkes bize şöyle diyordu; oooo bu birşey değil, yürümeye başlasın da görün!
Başlarda öyle oldu. İki üç hafta kadar bebeğimiz heyecanla hareket özgürlüğünü keşfetti ve biz de kedisine zarar verecek endişesiyle paniğe kapıldık.
Ama sonraki haftalar hiç öyle geçmedi. Hatta son iki aydır rahat içinde yüzüyoruz. Meğer ne zormuş yürüyemeyen, sürekli canı sıkılan bir bebeği oyalamaya çalışmak.

Şimdi Oturacağım.
Şimdi o kendini oyalıyor. Götürüyoruz parka, kaydırakta kendi kayıyor. Kum havuzunda kürekle kovalara kum dolduruyor, birlikte kale yapıyoruz. Gerçi bunları biz öğrettik ona ama o kadar hevesliydik ki çok kolay oldu. Salıncak istedi mi salıncağı işaret ediyor. Büyük arabalarla bisikletlerle oynuyor. Evin yolunu biliyor, yoruldu mu eve doğru yürümeye başlıyor.

Böyle oturunca biraz kendini öne doğru çekmek gerekiyor.
Son üç aydır geceleri 7:30-8:00 de yatıyor sabah 6:30- 7:00 ye kadar kesintisiz uyuyor. En büyük yenilikse artık emzik emmiyor olması. Ortodontistlere göre iki yaşına kadar emzik ağız yapısını bozmuyor ama iki yaşından sonra da emzik emmeye devam ederse dişlerinin ileride düzeltilmesi gerekiyormuş.
Emzik bıraktırma konusunda olaylar şöyle gelişti; Arel emziği ağzından 24 saat çıkartmıyordu. Babasıyla karar verdik en azından oynarken ağzından çıkartalım diye. Çıkarttık, bir yandan da üzülüyoruz ay yazık çok zorlanmasa bari diye. Emziği bir günde bıraktı aslında hazırmış ama hiç çaktırmadı bize. Sanki çok bağımlıymış gibi davranıyordu. Artık emzik hayatımızdan tamamen çıktı.
Şimdilik günler böyle geçiyor. Giydiriyoruz bebeğimize şortunu parmak arası terliklerini, hala bahar havasında geçen günleri parkta oynayarak değerlendiriyor. Biraz hava ısınınca havuzlu günler başlayacak.

Kayarken kollarımı bile açabiliyorum.